Merhabalar! Bu sefer çabuk döndüm. Güzellik abidesi bu kitabın yorumuyla hem de!
Öncelikle okumayı planlayanlar için belirtmeliyim ki kapağının güzelliğine aldanıp tatlı bir hikaye beklemeyin. Yani ben öyle olmadığını biliyor olmama rağmen çarpıldım okurken. Bu benim Rainbow Rowell'dan okuduğum ilk kitap ancak sonuncusu olmayacak. Yazarın dilinde farklı bir temizlik var. Çok şeffaf kelimelerle donatmış kitabını. Hani böyle okurken "bu cümlede farklı bir anlam var sanki" dedirterek sizi yoran o kitaplardan değil ama bu söylediğimden çerezlik, basit bir kitap olduğunu sonucuna varmayın.
Ana karakterimiz Eleanor kilolu, kabarık kızıl saçları olan, garip giyinen bir kız. Hayat şartları pek güzel değil maalesef. Annesiyle babası boşanmış, annesi yeni biriyle evlenmiş. Üvey babası ile aralarında olan bir sorundan dolayı Eleanor bir yıl önce evden kovulmuş. Kitabın Eleanor'un eve dönüp okula başlamasıyla oluyor.
Park ise uzun, asyalı, çizgi roman ve müzik hastası sıradan bir genç. Okulun popüler kısmından kendini her anlamda soyutlamış kendi halinde biri. Basit bir okul günü, sıradan bir otobüste yan yana oturmalarıyla olaylar patlak veriyor.
Önce bir çizgi romanın sayfalarını paylaşıyorlar sonra bir şarkının notalarını.
Daha önce söylediğim gibi, yazarın kelimeleri o kadar şeffaf ki sayfaları yarıp kitabın içine giresim, X-Men muhabbetlerine 3. kişi olasım geldi.
Yazarın kaleminden damlayan mürekkep, yüreğinizin en dokunulmamış kısımlarında lekesini bırakacak. Öyle cümleler vardı ki kitabın altını çizmemek için kendimi tutmak zorunda kaldım. Her biri birbirinden basit kelimelerle bir araya getirdiği devasa anlamlar beni şaşkına çevirdi.
Kitabı okunacaklar listenizde tepelere çekmenizi öneririm. Bu güzelliğe hak ettiği 5 puanı verdim geçtim efendim.
Pegasus Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Pegasus Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 Mart 2016 Çarşamba
2 Şubat 2016 Salı
Yedi Krallık Üçlemesi #1 Yetenek - Kitap Yorumu
Merhabalar! Şubat ayının ilk kitabının yorumuyla sizinleyim. Kitaba büyük bir merakla başladım çünkü konusu çok ilgi çekiciydi fakat kitabın ilk100 sayfası boyunca kitabı elimden bırakıp durdum. Yazarın buradaki en büyük hatası oluşturduğu dünyadan bizim haberimiz varmış gibi hareket etmesi. Yedi tane krallık var. Bu demek oluyor ki yedi farklı kral ve yedi farklı şehir var. Gerçi şehirlerin isimleri kralların isimleriyle aynı. Her halükarda sadece 2. bölümde bu krallıklara dair bilgi verilmiş ve sonrasında bütün o isimleri birbiri ardına kullanılmaya başlanmış. İlk 50 sayfa bence konuya girmek yerine krallıklara, dünyanın nasıl bu şekilde bölündüğüne vs. değinilseydi okur için daha kolay olurdu. Çünkü dediğim gibi olayı anlayamadığım için bir türlü okumaya devam edemedim. En sonunda haritayı açıp krallıkları iyice öğrendim, birkaç yorum okudum ki ana konuyu daha iyi anlayabileyim. Bu sorun anladığım kadarıyla sadece beni rahatsız etmemiş.
Kitabı düzgünce okumaya başladığım anda her şey değişti tabii. Yazarın dili gerçekten çok akıcıydı. Kurgu sürükleyiciydi. Sanırım bu noktada kurguya biraz değinmeliyim.
Krallıklarda bazı kişiler yetenekli olarak doğuyor, bunu gözlerinin renginden anlıyorlar. İki gözleri birbirinden farklı renklerde. Bu kişilerin yetenekleri eğer kullanışlıysa kralların yanında çalışmaya başlıyorlar. Olaylar ana karakter Katsa'nın etrafında dönüyor. Katsa bir yetenekli, yeteneği ise öldürmek. Küçük yaşta yeteneğinin bu olduğunu anlıyorlar ve dayısı Randa-Middluns kralı- onu yanına alıyor ve yeteneğini kontrol edebilmesi için her tür dövüşte ustalaşmasını sağlıyor. Yaşı yeterince büyüyünce de ona kötü işlerini yaptırmaya başlıyor. Halktan biri onun hoşuna gitmeyen bir şey yaptığı anda Katsa oraya gönderiliyor ve adamın cezasını veriyor. Bu kimi zaman işkence olurken çoğunlukla ölümle sonuçlanıyor. Katsa'nın kurduğu bir de konsey var. Konseyin amacı yardıma ihtiyacı olanlara yardımda bulunmak, bir anlamda da ajanlık yapmak. Elbette konsey Randa'dan gizli çünkü Katsa Randa için yaptığı bu şeyleri yapmaktan memnun değil. Kitabın başında ise konsey bir görev peşinde. Lienid kralının babası kaçırılmış, konsey önce onu bulup güvenli bir yere yerleştiriyor sonra da bunun nedenini öğrenmeye çalışıyor. Bu sırada olaya Lienid Prensi Po karışıyor. O da büyük babasını arıyor. Po da yetenekli, yeteneği ise harika bir savaşçı olmak.
Karakterleri konuşacak olursak: Po'dan başlamak istiyorum. Dostlar! Po gördüğünüz göreceğiniz en harika karakterler arasına girecektir. Gerek Lienid gelenekleriyle, gerek kişiliğiyle o kadar mükemmel ki. Kendisine aşık olacak, kitabın içinden çekip çıkarıp yanınıza almak isteyeceksiniz. Katsa'nın ise sevmediğim birkaç yönüne rağmen genel anlamda başarılı bir karakter. Yazarımız Katsa'yı feminist olarak yansıtmak istemiş fakat birkaç noktada hataları var. Katsa erkek gibi. Saçlar, kıyafetler, mücevherler umurunda değil. Tek istediği şey özgürlük. Kimsenin ona karışmaması. Bu yüzden evlenmeyi reddediyor, birine bağlanmak çocuk sahibi olmak istemiyor. Diyebilirsiniz, e bunların feminizme ne gibi etkisi var. Aslında yok, bunu ben de biliyorum. Fakat günümüzde zaten feminizm "erkek gibi kadınlar", "kadınlardan hoşlanan kadınlar" şeklinde yanlış bir algıyla bütünleştirilmiş durumda. Bunun üstüne birde bu kadar erkek gibi bir karakter yaratıp üstüne feminizmi de bu kadar vurgulayınca olaya çok hakim olmayan insanlar bu ikisini birbirine karmalayabilir, ki eminim yapan vardır. Bu yüzden Katsa'nın karakter olarak eksilerinden en önemlisi bu. Diğerleri tamamen benim kişisel olarak gıcık olduğum şeyler. Onlar önemli değil.
Yorumu toparlayacak olursam okumaktan çok keyif aldım. Yazarın kaleminden, oluşturduğu dünyadan, karakterlerinden, krallıklara verdiği özelliklere kadar hepsine bayıldım. Özellikle Lienid'lilerin aksesuara düşkün oluşu çok hoşuma gitti. Küpeler, yüzükler, dövmeler...
Zaten 4 puan verdim bu güzelliğe, bir puanı da yukarıda söylediğim şeylerden dolayı kırdım. Devam kitapları da elimde ama onlardan önce okumam gereken birkaç kitap var. Okumanızı gönülden tavsiye ederim. İyi kötü bir sürü yorum var, ama bence bu sizi korkutmasın, okuyun kendiniz karar verin. Kitaplı günler dilerim!
Kitabı düzgünce okumaya başladığım anda her şey değişti tabii. Yazarın dili gerçekten çok akıcıydı. Kurgu sürükleyiciydi. Sanırım bu noktada kurguya biraz değinmeliyim.
Krallıklarda bazı kişiler yetenekli olarak doğuyor, bunu gözlerinin renginden anlıyorlar. İki gözleri birbirinden farklı renklerde. Bu kişilerin yetenekleri eğer kullanışlıysa kralların yanında çalışmaya başlıyorlar. Olaylar ana karakter Katsa'nın etrafında dönüyor. Katsa bir yetenekli, yeteneği ise öldürmek. Küçük yaşta yeteneğinin bu olduğunu anlıyorlar ve dayısı Randa-Middluns kralı- onu yanına alıyor ve yeteneğini kontrol edebilmesi için her tür dövüşte ustalaşmasını sağlıyor. Yaşı yeterince büyüyünce de ona kötü işlerini yaptırmaya başlıyor. Halktan biri onun hoşuna gitmeyen bir şey yaptığı anda Katsa oraya gönderiliyor ve adamın cezasını veriyor. Bu kimi zaman işkence olurken çoğunlukla ölümle sonuçlanıyor. Katsa'nın kurduğu bir de konsey var. Konseyin amacı yardıma ihtiyacı olanlara yardımda bulunmak, bir anlamda da ajanlık yapmak. Elbette konsey Randa'dan gizli çünkü Katsa Randa için yaptığı bu şeyleri yapmaktan memnun değil. Kitabın başında ise konsey bir görev peşinde. Lienid kralının babası kaçırılmış, konsey önce onu bulup güvenli bir yere yerleştiriyor sonra da bunun nedenini öğrenmeye çalışıyor. Bu sırada olaya Lienid Prensi Po karışıyor. O da büyük babasını arıyor. Po da yetenekli, yeteneği ise harika bir savaşçı olmak.
Karakterleri konuşacak olursak: Po'dan başlamak istiyorum. Dostlar! Po gördüğünüz göreceğiniz en harika karakterler arasına girecektir. Gerek Lienid gelenekleriyle, gerek kişiliğiyle o kadar mükemmel ki. Kendisine aşık olacak, kitabın içinden çekip çıkarıp yanınıza almak isteyeceksiniz. Katsa'nın ise sevmediğim birkaç yönüne rağmen genel anlamda başarılı bir karakter. Yazarımız Katsa'yı feminist olarak yansıtmak istemiş fakat birkaç noktada hataları var. Katsa erkek gibi. Saçlar, kıyafetler, mücevherler umurunda değil. Tek istediği şey özgürlük. Kimsenin ona karışmaması. Bu yüzden evlenmeyi reddediyor, birine bağlanmak çocuk sahibi olmak istemiyor. Diyebilirsiniz, e bunların feminizme ne gibi etkisi var. Aslında yok, bunu ben de biliyorum. Fakat günümüzde zaten feminizm "erkek gibi kadınlar", "kadınlardan hoşlanan kadınlar" şeklinde yanlış bir algıyla bütünleştirilmiş durumda. Bunun üstüne birde bu kadar erkek gibi bir karakter yaratıp üstüne feminizmi de bu kadar vurgulayınca olaya çok hakim olmayan insanlar bu ikisini birbirine karmalayabilir, ki eminim yapan vardır. Bu yüzden Katsa'nın karakter olarak eksilerinden en önemlisi bu. Diğerleri tamamen benim kişisel olarak gıcık olduğum şeyler. Onlar önemli değil.
Yorumu toparlayacak olursam okumaktan çok keyif aldım. Yazarın kaleminden, oluşturduğu dünyadan, karakterlerinden, krallıklara verdiği özelliklere kadar hepsine bayıldım. Özellikle Lienid'lilerin aksesuara düşkün oluşu çok hoşuma gitti. Küpeler, yüzükler, dövmeler...
Zaten 4 puan verdim bu güzelliğe, bir puanı da yukarıda söylediğim şeylerden dolayı kırdım. Devam kitapları da elimde ama onlardan önce okumam gereken birkaç kitap var. Okumanızı gönülden tavsiye ederim. İyi kötü bir sürü yorum var, ama bence bu sizi korkutmasın, okuyun kendiniz karar verin. Kitaplı günler dilerim!
8 Kasım 2015 Pazar
Legend #1 Efsane - Yorum
Merhabalar! Efsane yorumu ile sizlerleyim. Distopya benim okumayı en sevdiğim türlerden biridir. Efsane'nin distopya olduğundan bihaberdim, öğrenir öğrenmez sipariş listeme eklemiştim okuması, yorumlaması bugüne kısmetmiş. Kısaca konusundan bahsedecek olursak:
Kitap gelecekte, Los Angeles'ın bir zamanlar olduğu yerde, bölünmüş Amerika Cumhuriyeti'nde gelişiyor. 10 gibi küçücük bir yaşta deneme adı verilen kapsamlı bir sınava tabi tutuluyor ve sınav sonuçlarına göre kişilerin hayatlarının devamı tamamen belli oluyor aslında. Sınavdan yüksek notlar alanlar üst seviyelerde bir hayat yaşarken, düşük alanlar işçi sınıfını oluşturuyor ve hayatlarına güç bela devam ediyorlar. Buraya kadar "ee ne var bunda?" diyenler olabilir. Halkın tek derdi bu değil elbette, bir de ortalığı kırıp geçiren bir veba salgını var. Tahmin edeceğiniz üzere üst seviyeler bu salgından başarılı şekilde kurtulabiliyor çünkü günümüzde de olduğu gibi para her kapıyı açıyor. Olan varoş bölgelere, hayat standartları düşük olan insanlara oluyor.
Kitap gelecekte, Los Angeles'ın bir zamanlar olduğu yerde, bölünmüş Amerika Cumhuriyeti'nde gelişiyor. 10 gibi küçücük bir yaşta deneme adı verilen kapsamlı bir sınava tabi tutuluyor ve sınav sonuçlarına göre kişilerin hayatlarının devamı tamamen belli oluyor aslında. Sınavdan yüksek notlar alanlar üst seviyelerde bir hayat yaşarken, düşük alanlar işçi sınıfını oluşturuyor ve hayatlarına güç bela devam ediyorlar. Buraya kadar "ee ne var bunda?" diyenler olabilir. Halkın tek derdi bu değil elbette, bir de ortalığı kırıp geçiren bir veba salgını var. Tahmin edeceğiniz üzere üst seviyeler bu salgından başarılı şekilde kurtulabiliyor çünkü günümüzde de olduğu gibi para her kapıyı açıyor. Olan varoş bölgelere, hayat standartları düşük olan insanlara oluyor.
2 Kasım 2015 Pazartesi
Hush Hush Serisi #1 ve #2/Fısıltı ve Çığlık - Yorum
Hush Hush benim yıllardır orada burada gördüğüm fakat sürekli yeni kitapların çıkmasından, seri devamlarının yapılmasından ötürü sürekli ertelediğim bir seriydi. En sonunda yeter artık diyerek kavuştum bu güzellere. Maalesef elimde sadece ilk iki kitabı var şimdilik, devamını 2 3 aya anca alırım gibi çünkü sırada daha çok kitap var okunacak. Ama olsun, seriye bir kere başladım ya artık ertelemek yok, illaki devamını getireceğim.
Ben meleklere bayılıyorum! Yunan mitolojisini bir kenara bırakırsak en sevdiğim paranormaller melekler. Hem melekler hakkında olunca hem de bu zamana kadar okumayan bir ben kalınca beklentim yüksekti haliyle. Değdi mi? Değdi.İlk başta okurken korktum biraz, araştırdım bloglarda kimse yazmamış bunu bir ben korktum sanırım ama yapacak bir şey yok bayağı bir korktum bütün o açıklanamayan şeyler olurken. Çünkü ben genelde bulurum bir açıklama kendime, eminim çoğu kişi de buluyordur ama bu sefer cidden tek bir mantıklı açıklama yapamadım bu da beni bayağı bir korkuttu sanırım. Sonra geçti tabi, okumaya devam ettim.
8 Şubat 2014 Cumartesi
Kitap Alışverişi #4
Merhaba! Yeni bir alışverişle karşınızdayım. Bu sefer 7 kitap birden aldım. İnanın bana hepsinden de beklentim oldukça yüksek.
Şimdi sorun şu ki ben yorum yapmaya bir türlü zaman ayıramıyorum. Atlantis'in Yükselişi, Atlantis'in Uyanışı, Uyumsuz ve Küller şehri halen yorumlanmayı bekliyor. Hepsi hakkında da söyleyecek çok fazla şey var. Ama gelin ki ben tatilde olmamıza rağmen bloguma hiç zaman ayıramadım. Okullar da açılıyor şimdi bakalım ne yapacağım. Zaten bu alışveriş bu dönem ki son alışverişimdi. Kendimi biraz daha derslerime vermeyi planladığım için koca dönem bu 7 kitapla yetinmek zorundayım. Şimdi gelelim kitapları alma sebeplerime.
DEX yayınları kitaplarından en çok memnun kaldığım yayın evidir. Çevirisi, kapak tasarımları, yazının puntosu ve özellikle çevirmek üzere seçtikleri kitaplarla sürekli takip ettiğim bir yayın evi.
Jennifer ve mitoloji hastası biri olarak elbette okumak için çıldırma arifesine geldiğim ama bir taraftan da serinin son kitabı olduğundan okumamak için kendimle savaştığım kitap elbette Avcı. Başlayanlar ise çok sevgili arkadaşım Hazal'ın, yani Binbir Evren blogunun sahibinin tavsiyesiyle aldığım kitaplardan biri. Beni Seç ise severek takip edilen bir seri olduğundan almak istediğim bir kitaptı. Sepete atıp atıp çıkartıyordum en sonunda almaya karar verdim. Neden daha önce almadığımı bile bilmiyorum.
Evet, Kuralsız. Uyumsuz yorumunu ne kadar yapamasam da ikinci kitabı almamdan beğendiğimi anlamışsınızdır zaten. Yorumsuz kalmayacağı için çok fazla şey söylemek istemiyorum ama Uyumsuz beklentimden yüksekteydi. Kağıttan Kentler'in üzerinde düşünmeye bile gerek duymadım. Hatta konusunu bile bilmiyorum. John Green'in diğer iki kitabını zevkle okuduktan sonra bunu almasam ayıp oldurdu. Güzel olacağından neredeyse eminim.
Kağıt Kız'ın neyi anlattığını, türünü vs. hiçbir şey bilmiyorum kitap hakkında. Yazarı bile tanımıyorum. Ama bir yerde gözüme takılan "Kitapları 10 milyonun üzerinde sattı, 33 dile çevrildi." yazısından sonra atıverdim sepete. Mürekkep Yürek ise yine çok sevdiğim arkadaşım Hazal'ın önerisiyle üstünde araştırma bile yapmadan aldığım bir kitaptır. Aldığım kitapların arasında en kalın olanı. Güzel olacağından eminim. Kısa zamanda okuyacağım ancak yorum işi ne olur bilmiyorum.
Son olarak ben şimdiye dek tüm alışverişlerimi D&R'dan yaptım ve bugüne kadar kargonun gecikmesi, kitapların eksik veya yaralı gelmesi falan gibi şikayetlerin hiçbiriyle karşı karşıya gelmedim. Ancak bu sefer resimde de gördüğünüz gibi kitapta büyük olmasa bile derin bir yara var. Hatta sayfaların içine geçmiş izi 15-20 sayfa kadar izi rahatlıkla görebiliyorsunuz.
Yazımın okunmasında hiçbir sıkıntı yok ancak eminim içinizde beni anlayacaklar olacaktır, okuyacağım kitabın temiz ve sorunsuz olmasını tercih ediyorum bende.
Kargo şirketiyle alakalı olup olmadığını da kontrol ettim, paketin dışında hiçbir zedelenme yoktu, üstelik kitap kenarlarda değil tam ortadaydı. Belli ki paketlenmeden önce oluşmuş bir sorun. Umarım bir daha karşıma çıkmaz çünkü gerçekten rahatsız ediciymiş, daha önce karşılaşmadığım için bu duyguyu pek bilmezdim.
Bu alışverişimde topladığım ganimetler bunlardı. Çok mutlu hissediyorum elbette. Ancak en büyük sorunum önce hangi kitapla başlasam.
Yorumları en yakın zamanda yapmak için gayret göstereceğim. Tekrardan görüşmek üzere, kitaplı günler dilerim :)19 Ocak 2014 Pazar
Alaska'nın Peşinde - Yorum
Bu kitap okuduğum en derin, en düşündürücü, en "hadi ama olmaz ki böyle şey o benim en sevdiğim karakterdi" kitaptı.
Bolca ağlattı Green yine beni ve bolca da güldürdü. Yatılı okul maceralarını iyi bilirim ve bu kitapta okuduklarım beni çok şaşırtmadı.
Kitap önce geri sayımla başlıyor. Yazar önce sizi "acaba ne olacak?" sendromuna sokuyor, bu süreçte bin bir türlü tahminde bulunuyorsunuz ve geliyor büyük gün! Hiç beklemediğiniz bir şeyle karşılaşıyor neye ağlayacağınızı şaşırıyorsunuz. Hemen ardından ileri sayım başlıyor.
John Green yine harika bir iş çıkarmış bu romanda. Alaska benim en sevdiğim karakterdi, düşünce yapısı bakımından kendimi buldum onda. Tıknaz -asıl adı Miles ama bir yatılı lise klasiği takma adların orijinalliği- bambaşka bir hayat kuruyor kendine. Albay, Takumi ve Lara yine çok sevdiğim karakterler oldular ama uzun süreli hafızama atıldıklarını söyleyemem.
Alaska'nın Peşinde derinlik, bir şeyleri sorgulama, ölümü düşünme, hayata bakış açısını değiştirme ve kültürlenme (Tıknaz'ın son söz takıntısı beni çok etkiledi ve bir çoğu aklıma kazındı doğrusu) konusunda size çok şey katacak bir kitap. Kurgusal olup da beni düşünmeye iten en harika kitaptı. Çok sevdim, çok bağlandım ama maalesef kitap benim değildi. İstediğim zaman açıp okuyamayacağım.
John Green her açıdan çok sevdiğim bir yazar oldu çıktı. En yakın zamanda Kağıttan Kentleri'de okumayı planlıyorum.
31 Aralık 2013 Salı
Mutlu Yıllar!
2014 herkese mutlu, sağlıklı, başarılı ve elbette bol kitaplı gelsin. Güzel bir yıl geçirmenizi dilerim. Almak isteyip de alamadığınız, çıksın diye dört gözle beklediğiniz tüm kitapların en kısa süre içinde sizinle buluşması dileğiyle :) Mutlu yıllar!
NOT: Yazılı gibi nedenlerden dolayı hiç kitap okuyamıyorum ve okuduğum tek bir kitabın (Atlantis'in Yükselişi) yorumunu bir türlü yapamıyorum. Sömestr tatilini iple çekmekteyim :D
27 Eylül 2013 Cuma
Gece Evi Serisi #10 Saklamış - Yorum
Bu kitabı alalı hatta 'okumaya başladım' diye post atalı günler oluyor ve hala yorumlamadım ama neden diye bir sorun. Kesin olmamasına rağmen 11.kitabın çıkacağına dair bir haber aldım ve okumaktan vazgeçip bıraktım. Ancak elimde kitap kalmayınca okuyayım bari dedim.
Bu seri benim manyak hayranı olduğum bir seri. Her kitabını bir günde bitiriyordum ardı ardına okuyordum ve hiçbirinde sıkıldığımı veya hadi burayı da okumadan atlayayım dediğimi hatırlamıyorum. Ama bu kitapta oldu. Aslına bakarsanız ilk başlarda o kadar sıkıldım ki okurken bırakmayı bile aklımdan geçirdim ama hem seriyi çok seviyor olmam hemde kitabın sonunda ne olacağını merak etmemden dolayı sıktım dişimi okudum.
Kaçıncı kitaptı hatırlamıyorum ama kitabın birinden itibaren Zoey anlatmayı bıraktı. Bir Kalona anlatıyordu bir Neferet anlatıyordu. Zoey'nin de kısımları vardı ama kafam karışmasa da ben sadece Zoey'nin anlatmasını isterdim. Ve bazı yerlerde konuşmalar o kadar uzatılmış gereksiz sahneler eklenmişti ki, işte oralar okurken baydı beni. Bunun dışında kitapta beğenmediğim hiçbir şey yoktu zaten biraz kaptırınca sıkılmadan bitiriverdim.
-SPOILER UYARISI-
Erin'in hal ve hareketlerinin değişmesi hatta kötü tarafa falan geçmesi beni şoke etti. Yani ikizleri çok severdim hatta en çok Erin'i severdim ama bu kitapta Shaunee sayesinde şimdiye dek hep var olan ama bize hiç gösterilmeyen bir yüzünü gördüm ve resmen tiksindim karakterden. Shaunee fena halde değişiyor, kendi kişiliğini buluyor. Gece Evi'nin karmaşık dünyasına yeni katılan Shaylin ise harika bir yetenekle donatılmış durumda ve anlaşılan bu yetenek Zo'nun bayağı bir işine yarayacak.
Heath'i özleyenler için ufakta olsa teselli bulabilecekleri bir kitaptı. Ne kadar Stark-Zoey ilişkisini desteklesem de Heath benim için hep bambaşka bir karakterdi ve onu gerçekten çok özledim. Jack'de aynı şekilde ona da büyük bir özlem duyuyorum. Erik pek ortalarda görülmedi ama benim için pek sorun olmadı onu pek sevdiğim söylenemez zaten.
-SPOILER BİTMİŞTİR-
Çok fazla karakter olmasına rağmen hiç kafanız karışmadan okuyup zevk alabileceğiniz bir kitap bana göre. Böyle çok kalabalık kitaplarda genelde karakterler birbirinin yansıması olur biri diğerine benzer falan. Bu kitap öyle değil işte herkesin kendine özgü bir kişiliği var. Lux serisinden sonra en sevdiğim seridir kendileri, vampirlere olan tutkumu bir kenara atsak bile anlatım harika, kurgu harika, karakterler aşık olunası.
9 Ağustos 2013 Cuma
Aynı Yıldızın Altında - Yorum
Yazarın Notu: Bu kitap hayal ürünü. bunu ben uydurdum. Bir hikayenin altında herhangi bir hakikat yatıp yatmadığının çözümlenmeye çalışılmasından ne romanlar ne de okurları yarar görür. Bu yöndeki çabalar, uydurma hikayelerin önemli olduğu fikrine bir saldırıdır ki bu fikir, türümüzün temel varsayımı sayılır.
Bu konuda işbirliği gösterirseniz memnun olurum.
Yorumum: İşte bu kitap, bu kitap ömrü hayatım boyunca beni ağlatmayı başarabilen ikinci kitap. Normalde tam bir duygusal balık kızıyımdır ancak kitaplar filmler beni kolay kolay ağlatmaz. Ama bu kitapta tabiri caizse hönküre könküre ağladım.
Hazel Grace, kendini ölümüne o kadar çok hazırlamış bir karakter ki... Destek Grubu'nda tanıştığı Augustus Waters onu bu umutsuzluk çukurundan çekip çıkarıncaya dek tabii. Hazel ona aşık olur ve bu tatlı ikilinin maceraları boy göstermeye başlar. Beraber sağlıklı iki insanın yapabileceği ne varsa yaparlar. Tam bir ilişki, sanki hiç ölmeyecekmiş gibi. Ancak ikisi de ölümün bir gün herkesi vuracağından son derece haberdardır.
Sonunda sizi hem ağlatacak hemde gülümsetecek bir kitap. Ben hönküre hönküre ağlarken bir taraftan şapşal şapşal gülümsedim Augustun'un yaptıklarına. Eğer ciddi anlamda romantik bir erkek karakter okumak istiyorsanız aradığınız yerdesiniz. Augustus gerçekten çok hoş bir karakterdi, aklıma kazındı cidden. Hazel Grace ise çok tatlı, sinirlendiğinde daha bir harika olan, aklından iyilikten başka bir şeyin geçmeyeceğini düşündüğünüz bir karakter.
Tam bir fantastik okuyucusu ve yazarı olarak arada sırada böyle kitaplar okuyup gerçekliğe tutunmamız gerektiğini düşünüyorum. Dünyanın bir yerlerinde yaşanan hayatlar, çekilen acılar... Yazarın notuna rağmen dünyanın bir yerlerinde böyle hayatların yaşandığını düşünüyorum ben. Bunları okumaksa bir anlığına düşünüp, hayat dediğimiz kavrama farklı açılardan bakma şansı tanır bizlere.
Olur ya ağlamak istersiniz ama bunu bir türlü yapamazsanız-çünkü ben ağlamanın kötü bir şey olmadığını düşünenlerdenim- bu kitap size istediğinizi verebilir. Şimdiden iyi okumalar :)
Kitabın yazarı: John Green
Sayfa sayısı: 317
Yayın Evi: Pegasus Yayınları
Gece Evi Serisi #10 Saklanmış - Okumaya başladım
Işığın olduğu yerde karanlık saklanamaz.
Arka kapak yazısı: Sonunda Zoey istediğini elde etmiş ve Vampir Yüksek Konseyi, Neferet'in gerçek yüzünü görmüştür. Bu sayede Zoey ve çemberi kendilerini ve çok sevdikleri okullarını her geçen gün biraz daha güçlenen karanlıktan korumak için yardım almaya başlamıştır. Güvensizlik tohumlarının filizlendiği ve karanlığın karmaşa yarattığı Gece Evi'nde herkesin birlik olması gerekmektedir ama bu, son derece zor görünmektedir... Gerilim gittikçe artarken Zoey ve çemberi karanlığın galip gelmesini çok geç olmadan engelleyebilecek midir?
Gece Evi'nde kaos ve karmaşa artıyor...
Yorumum: Daha yeni okumaya başladığım bir kitap bu ama seri halinde olduğu için duramadım bitmeden yorumlamak istedim. Öncelikle Gece Evi Serisi, Lux serisinden sonraki favorim. Okuduğum onca vampir kitapları arasında fark yaratıp öne geçmeyi başardı. Serinin önceki kitaplarını çok kısa süre içinde bitirdim, günde iki kitap okuyacak kadar manyak hale getirdi bu seri beni. Zoey'nin yaşadıkları, birkaç erkekten oluşan üçgenin arasındaki dengeyi korumada güçlük çekmesi, en yakın arkadaşını kaybettikten sonra yaşadıkları... Zoey tam bir kraliçe. Çok güçlü bir karakter ve gözümüze en çok çarpan özelliği de özgürlüğü. Siz siz olun Zoey'e ne yapacağını söylemeyin, Erik Night bunu denedi ve elde ettikleri çok da hoş şeyler değildi. Stark'ın ona olan aşkını ve koruma içgüdüsünü kıskanmamak elde değil. Stark'ın yaptıklarını okuyup erkek arkadaşıyla tartışmaya giren çok tanıdığım var doğrusu.
Gece Evi tansiyonu hiç düşürmeden ilerleyen ve size "Bu kitap ne ara bitti, yahu?" dedirten bir seri. Bir solukta okurken içinizden, "Lütfen hemen bitmesin, hemen bitmesin!" diye yalvaracaksınız. Zoey'nin dünyasına kendinizi hızla bırakırken Gece Evi'nde elinde Çaylak 101 kitabıyla dolaşan bir çaylak gibi hissetmemek elde değil.
Serinin 10. kitabını elime geçirdiğim an başladım, harika olacağından o kadar eminim ki beklemeden yorum yazıyorum. İyi okumalar :)
Kitabın Yazarı: P.C. Cast + Kristin Cast
Sayfa sayısı: 413
Yayın Evi: Pegasus Yayınları
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








